Reviewed by: Tayfun Öztürk tayfun_ozturk@hotmail.com Date: 1999
![]()
Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri Istanbul’unun kenar mahallelerinden birisidir. Mahallenin imaminin kizi Emine, ayni &mahallede bakkallik eden karagözcü ve ortaoyuncu Tevfik ile, babasi istemedigi halde evlenir. Tevfik, ortaoyununda “zenne” (kadin) rolüne çiktigi için “Kiz Tevfik” diye anilmaktadir. Imam çok bagnaz bir adamdir. Onun egitimi ile yetismis olan Emine kocasiyla geçinemeyerek yine baba evine döner. Tevfik Istanbul’un ünlü bir sanatçisi olur. Bir gün oyunda karisinin taklidini yaptigi için Istanbul’dan sürülür. Emine’nin Tevfik’ten bir kizi olur, adini Rabia koyarlar. Imam Rabia’yi da din egitimi ile yetistirir, hafiz yapar. Abdülhamit’in Zaptiye Naziri Selim Pasa da Sinekli Bakkalda oturmaktadir. Rabia, Selim Pasa ile karisi Sabiha hanim tarfindan korunmaktadir. Olaganüstü güzel bir sesi olan kiza ayni konaga gidip gelmekte olan Mevlevi seyhi Vehbi Dede, alaturka musiki dersi verir. Pasanin oglu Hilmi’ye piyano dersi vermek için konaga gelip giden Italyan piyanist Peregrini, kizin sesine hayran olur. Ünü bütün Istanbul’a yayilan Rabia, Kuran ve Mevlüt okumak için cami cami dolasmakta ve bütün kazancini imama vermektedir. Günün birinde kizin babasi Tevfik sürgünden döner, Sinekli Bakkal’daki eski bakkal dükkanini yeniden açar. Rabia da dedesinden ayrilir, babasiyla oturmaya baslar. Kizin sanatina hayran olan Vehbi Dede ve Peregrini Tevfik’in evine gidip gelmeye baslarlar. Rabia Kuran’i hele Mevlüt’ü o kadar üstün bir sanatla okumaktadir ki Dogu musikisinde adeta bir çigir açmistir. Bu yillarda Türkiye’de “Genç Türkler” Abdülhamit’in baskisini kaldirmak için gizli gizli çalismaktadirlar. Selim Pasa’nin oglu Hilmi de bunlardandir. Ortaoyununa “zenne” rolüne çikan Tevfik, Hilmi’nin istegi üzerine bir güm kadin kiligina girip, Türkler’in Avrupa’dan gelen ihtilalci gazetelerini Fransiz pastahanesinden alirken yakalanir. Is meydana çikinca Hilmi ile Tevfik Sam’a ötekiler de Yemen’e ve Fizan’a sürülür. Babasinin arkadasi bir cüce ile yalniz kalan Rabia, bakkallik ve hafizlikla geçinmektedir. Rabia’yi sevmeye baslayan Peregrini o günlerde annesinden kalan serveti alarak Istanbul’a yerlesir., Müslüman olup Osman adini alir ve Rabia’yla evlenir. Bu yillarda imam ölür; Rabia kendi çevresinden ayrilmak istemez böylece imamdan kalan eve yerlesirler. Abdülhamit’e tam bir görev duygusuyla bagli bulunan ve padisah aleyhinde çalisanlara türlü iskenceler ettirmekten çekinmeyen Selim Pasa, kendi oglunu da sürdükten sonra, yavas yavas degismeye baslar. Babalik ve insan duygulari uyanir, görevinden ayrilir 1908’de Mesrutiyet ilan edilince Tevfik sürgünden döner, Rabia’nin bir çoçugu olmustur, Sinekli Bakkal’da yine eski mutlu hayat baslar.
Halide Edip Adivar (1884 -1964)
Türk romanci. Siyasal alanda da etkinlik göstermistir.
Istanbul'da dogdu. Kimi kaynaklara göre dogum yili 1884'tür. Ingiliz terbiyesiyle yetismesini isteyen babasi onu Üsküdar Amerikan Kiz Koleji'nde okuttu. Orada Riza Tevfik'den (Bölükbasi) Fransiz edebiyati dersleri aldi ve Dogu'nun mistik edebiyatini dinledi. Sonradan evlendigi Salih Zeki'den de matematik dersleri aliyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya basladigi kadin haklariyla ilgili yazilardan ötürü gericilerin düsmanligini kazandi. 31 Mart Ayaklanmasi'nda bir süre için Misir'a kaçmak zorunda kaldi. 1909'dan sonra egitim alaninda görev alarak ögretmenlik, müfettislik yapti. Balkan Savasi yillarinda hastanelerde çalisti. Gerek bu çalismalari, gerekse müfettisligi sirasinda Istanbul semtlerini dolasmasi, ona çesitli kesimlerden insanlari tanima firsatini verdi. 1919'da Sultanahmet Meydani'nda, Izmir'in isgalini protesto mitinginde yaptigi etkili konusma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtulus Savasi'na katildi. Kendisine önce onbasi, sonra da üstçavus rütbesi verildi. Savasi izleyen yillarda Cumhuriyet Halk Firkasi ve Atatürk ile siyasal görüs ayriligina düstü. 1917'de evlenmis oldugu ikinci kocasi Adnan Adivar ile birlikte Türkiye'den ayrildi. 1939'a kadar dis ülkelerde yasadi. O yillarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas (Mahatma) Gandhi tarafindan Hindistan'a çagrildi. 1939'da Istanbul'a dönen Adivar 1940'ta Istanbul Üniversitesi'nde Ingiliz Filolojisi Kürsüsü baskani oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bagimsiz milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmis ve 1964'te ölmüstür.
Adivar'in Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanlari ask öyküleri anlatan yapitlardir. Yazar kahramanlarini yakip yikan bir sevgiyi dile getirmek istedigi için kisilerin iç dünyasina yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüsmesini sergiler. Bu yapitlarin önemli özelligini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarinda bulunmayan kadin kahramanlarda aramak dogru olur. Yazarin asil amaci kadin kahramanlarin kisiliklerini erkeklerin gözüyle degerlendirmek oldugu için, romanlarinin anlaticisi olarak bu kadinlara âsik erkekleri seçer ve firtinali bir ask öyküsünü onlarin ani defterlerinden ya da mektuplarindan anlatir. Erkek (bazen kadin da) evli oldugu için, kaçinilmasi olanaksiz bir iç çatisma, romanlarin moral sorununu olusturur ve roman ya kadinin ya da erkegin ölümüyle biter. Adivar'in, biraz kendi oldugunu iddia edilen bu kadin kahramanlari, yazarin o dönemde ideal saydigi Türk kadinini temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her seyden önce güçlü kisiligi olan, haklarini savunan, Bati terbiyesi almis, ama Batililasmayi giyim kusamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alaninda yetenek sahibi, yabanci dil bilir, kültürlü ve çekici kadinlardir.
Adivar 1910 yillarinda Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Agaoglu ile birlikte Türk Ocagi'nda çalismaya basladiktan sonra yazdigi Yeni Turan adli romaninda (1912) yurt sorunlarina egilir. II. Mesrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adli idealist bir partinin program ve çalismalarini anlatirken yeni bir Türkiye'nin hangi saglam temellere oturtulmasi gerektigi hakkinda o zamanki görüslerini açiklamak firsatini bulur. Atesten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarinda Kurtulus Savasi sirasinda Anadolu'da tanik oldugu olaylari, direnisleri, kahramanliklari, ihanetleri anlatirken kendi gözlemlerinden yararlandigi için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir ask sorununun asildigi bu yapitlarda da yüceltilmis kadin kahraman yerini korur. Ancak simdi, yine olagan disi bu kadin, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsilan kültürlü bir sanatçi olarak degil, milli dava pesinde erdemlerini kanitlayan ya da Anadolu'da düsmana karsi savasan bir yurtsever olarak çikar karsimiza.
Adivar'in ilk yapitlarinda Türk okuruna sundugu bir yenilik yarattigi bu kadin imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karsit olarak algilanan degerleri uzlastirdigi için önemliydi. Osmanli -Islam geleneklerine göre ev kadini olarak yetistirilmis basit ve cahil kadin, o dönemin aydin kesiminin gözünde geri kalmis bir uygarligin simgesi gibiydi. Öte yandan Batililasmis "asrî" kadin da köklerinden kopmus, degerlerini sasirmis, namus anlayisi kusku uyandiran bir kadindi. Adivar'in kahramanlari iste bu çeliskiyi kendilerinde uzlastirmakla bir özleme cevap veriyorlardi. Çünkü bunlar hem Batililasmis hem de milli degerlerine bagli kalmis, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlaki saglam kadinlardi. Gerektiginde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadinlar üstelik disiliklerini de korumayi basarmislardir.
Adivar'in en ünlü romani Sinekli Bakkal'da (1936) ileri bir adim attigini, yeni bir asamaya vardigini görürüz. Ilk romanlarinin olay örgüsü bir iki kisi arasindaki bireysel iliskilere bagli olarak gelisirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal'in olay örgüsü siyasal, düssel, toplumsal sorunlarla örülmüs olarak gelisir. Romanin okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi, zengin konaklari ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamaninin Istanbul'u anlatmasidir. Ne var ki yazarin amaci bir dönemin Türk toplumunu yansitmak degildir yalnizca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir islevi de belli degerlerin temsilcisi olmaktir. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancil degerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler'den Hilmi ve arkadaslari devrimci aydinlari; saray çevresi ise, yozlasmis yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kisma ayrilmistir. Birinci kismin ana temasi Abdülhamid'in istibdat idaresi karsisinda siddete basvurarak devrim yapmanin geçerliligi sorunudur. Gerçi Adivar içtenlikle ezilen halktan yanadir, ama gelenekçiligi ve savundugu mistik dünya görüsü siddete basvurarak devrim yapmayi onaylamasina izin vermez. Romanda II. Mesrutiyet'in ilani "asirlarin kurdugu müesseselerin köklerini" söken, "içtimaî ve siyasî nizam ve intizami" altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Dogru tutum Mevlevî tarikatindan Vehbi Dede'nin yaptigi gibi "herhangi bir hayat firtinasini sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden degil evrimden yanadir. Romanin ikinci kisminda yozlasmis saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini iliskisi gelisir ve evlilikle son bulur. Bu evliligin simgesel anlami Bati ile Dogu'nun bilesimi olarak yorumlanmistir. Ama Peregrini'nin "öyle basit ve insanî ananeler" dedigi geleneklere bagli Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yasamina hayran olmasi, Müslümanlik'i kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerlesmesi, daha çok Dogu degerlerinin üstünlügüne isaret sayilmaktadir. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini'nin sevisip evlenmelerine inandirici bir hava verememistir. Farkedilir ki, olaylar yazarin kafasindaki bir görüsü dile getirmek için tertiplenmekte ve Dogulu kadin ile Batili erkek yazarin tezi geregi sevistirilip evlendirilmektedirler. Birinci kisimda olay örgüsünün dogal gelisimi, farkli dünya görüslerine sahip kisiler arasindaki çatismadan dogan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kisimda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir iliskiye ve saray çevresinin tanitilmasina birakinca romanin sanatsal düzeyi düser.
1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baski yapan roman olmustur. Sinekli Bakkal'i izleyen romanlarin ise yazarin ününe katkida bulunacak nitelikte olduklari söylenemez.
Adivar çesitli alanlarda etkinlik göstermis, siyasal ve toplumsal konularda da hem Türkçe, hem Ingilizce kitaplar yazmis, Ingilizce'den Türkçe'ye çeviriler yapmistir. Zamaninin dis ülkelerde en çok taninan Türk yazari olmustur. Yapitlarindan kimileri Ingiliz, Fransiz, Alman, Rus, Macar, Fin, Urdu, Sirp, Portekiz dillerine çevrilmistir.
Kubbede Kalan Hos Seda, (ö.s) 1974;
Conflict of East and West in Turkey, 1935;
Türkiye'de Sark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955;
Ingiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949;
Doktor Abdülhak Adnan Adivar, 1956.
Halide Edib Adivar'in Hayatindaki Onemli Tarihlerin Kronolojik Listesi:
1893-94 Üsküdar Amerikan Kiz Kolejine basladi,bir yil devam etti.
1897 Ilk çevirisi yayinlandi (J.Abbottan Mother adli eserin çevirisiyle II. Abdülhamit tarafindan Sefkat nisani ile Ödüllendirildi).
1899 Amerikan Kiz Kolejine tekrar verildi. Kolej,Halide Edib için,kendisini yasindan önce olgunlastirmis olan aile çevresinin disinda bir ortam saglamis ve onun yasina uygun yasamasina imkan saglamis olur. Diger taraftan Halide son sinifa geldiginde ülkenin sosyal ve politik durumu hakkinda genel bir fikir sahibi oldu.
1900 Dönemin ünlü matematikçisi ve pozitivisti Salih Zeki Bey, özel ders vermek için evlerine gelemeye baslar. Salih Zeki, Halide Edib'te mistik etkinin disinda pozitivist bir etkinin de olusmasini saglar.
1901 Amerikan Kiz Kolejini ilk Türk kizi olarak bitirir ve hocasi Salih Zekinin evlilik teklifini kabul eder.
1903 Ilk oglu Ayetullah dogar.
1904 Ikinci oglu Zeki Hikmetullah dogar.
1908 Ilk yazilari Taninde yayinlanmaya basladi. 31 Mart Vakasinin ardindan Misir'a oradan Ingiltereye gider. Masefield, Dillion, Prof.Brown, B.Russell gibi ünlü isimlerle tanisti.
1909 Heyula ve Raikin Annesi yayinlandi.
1910 Seviye Talib yayinlandi. Diger taraftan pedogojik mevzularda makaleler yazmaya basladi;bu çalismalarindan sonra egitimcilik faaliyetleri baslamis oldu. Salih Zekinin ikinci bir hanim alma fikrini duyunca çocuklariyla evden ayrilir; bu durumun kesinlesecegini anlayinca da esinden ayrilir. Üç ay boyunca hasta yatar;iyilestikten sonra mektepteki görevlerine, konferanslarina ve yazilarina döner. Bu yila kadar yazdigi yazilarda "Halide Salih" imzasini kullanirken bundan sonra "Halide Edib" imzasini kullanmaya baslar.
1910-1912 Türk Ocagi çevresinde Ziya Gökalp,Yusuf Akçura,Ahmet Agaoglu ve Hamdullah Suphinin de içinde bulundugu entelektüel halka içinde görünür. Kiz Ögretmen Okulunda ögretmenlik,Vakif Okullarinda müfettislik yapti. Ikinci kere Ingiltereye gider. Dönüsünde Balkan Harbi çikmistir. Teali-yi Nisvan Cemiyetinin hastanesinde hastabakicilik yapti. Handan ve Yeni Turan adli eserleri de bu yilda yayinlanir.
1913 Son Eseri yayinlandi. Balkan Harbi sona erdi. Evkaf Kiz Mektepleri umumi müfettisi olur. Bu görev onun Istanbulun arka mahallelerindeki fakir insanlari tanima imkani verir. Bu görev esnasinda her hafta bu mahalleleri ve bilhassa Sinekli Bakkali dolasir. Izlenimleri daha sonra Sinekli Bakkal romani için de malzeme oldu.
1914 I. Dünya Savasi esnasinda müfettislik görevini sürdürmektedir.
1916 Cemal Pasanin davetiyle hoca ve maarifçi olarak Suriye, Lübnan ve Sam'a gider.
1917 Aile doktoru olan ve fikri mahfillerden tanidigi Dr. Adnan Adivar ile kendisi Suriyede iken babasinin vekaletiyle evlenir. Mevud Hüküm ve Kenan Çobanlari yayinlandi. Mart ayinda egitim faaliyetleri sekteye ugrayip, okullar kapaninca Halide Edip Istanbula döner.
*Halide Edib buraya kadar olan anilarini Mor Salkimli Ev adli eserinde anlatir.
1918 Istanbul Darülfünununda Bati Edebiyati dersleri vermeye basladi.
1919 Izmirin isgal haberinden sonra en önemli is olarak milli mücadeleyi kabul eder. Karakol Teskilatinda görev alir. Fatih, Üsküdar, Kadiköy ve Sultanahmet mitinglerinde halka seslenir. Bu yil içinde Vakit gazetesinin sürekli yazarlari arasina girer; Büyük Mecmua'da da basyazar olur.
1920 Istanbul'un isgali üzerine esiyle birlikte Anadoluya geçerler. Yunus Nadiye Hakimiyet-i Milliye gazetesini çikarmasinda yardim eder.
1921 Kurtulus Savasindaki konumu üzerine onbasi ünvani aldi. Tetkik-i Mezalim Komisyonunda görev aldi.
1922 Atesten Gömlek ve Daga Çikan Kurt yayinlanir. Milli Mücadele zaferle sonuçlaninca Halide Edip Ankara'ya döner. Adnan Adivar'in Hariciye Vekaleti Istanbul temsilciligine getirilmesi üzerine ikisi bir Istanbul'a döner.
*Buraya kadar olan anilarini da Türkün Atesle Imtihani adli eseriyle yayinlar.
1923 Cumhuriyetin ilanindan sonra Aksam,Vakit ve Ikdam gazetelerinde yazar. Vurun Kahpeye yayinlanir.
1924 Adivar çifti,Halide Edibin tedavisi için ülkeden ayrilirlar;önce Viyanaya giderler. Buradan da yazilarini Vakit gazetesine göndermeye devam eder. Kalp Agrisi yayinlanir. Daha sonra Londraya geçerler.
1926 Memoirs,Londrada yayinlanir.
1927 Zeynonun Oglu yayinlanir.
1928 Williamstownda Political Institutenin ilk kadin davetlisi olarak Amerikada yuvarlak masa toplantisina katildi.
1930 Turkey Faces West yayinlandi.
1931 Colombia Üniversitesi Barnard Collegein davetlisi olarak Türk Tarihi konusunda dersler ve konferanslar verdi.
1935 Müslüman Üniversitesi Jamia Millianin açilisini saglayacak konferanslar vermek üzere Hindistana gitti. Hindistan hakkindaki görüslerini Inside India adli eserinde topladi (1937). Yine bu yil, yazarlik hayatinin zirvesini teskil eden Sinekli Bakkal'in orjinali olan The Daughter of the Clown yayinlandi; ayni yil bu eser Türkçe olarak da Haberde tefrika edildi.
1937 Yolpalas Cinayeti, Maske ve Ruh yayinlandi.
1939 Esiyle birlikte yurda döndü.
1940 Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Ingiliz Edebiyati profesörü olarak göreve basladi. On yil kadar, ilk Türk kadin profesörü olarak bu kürsünün basinda kaldi.
1942 Sinekli Bakkal, CHP Roman Ödülünü aldi.
1946 Sonsuz Panayir yayinlandi.
1950 Demokrat Partiden bagimsiz Izmir milletvekili oldu.
1951 Mor Salkimli Ev yayinlandi.
1954 Milletvekilliginden ayrilarak,üniversitedeki görevine döndü.
1955 Esi Adnan Adivar vefat etti.
1957 Akile Hanim Sokagi yayinlandi.
1958 Kerim Ustanin Oglu yayinlandi.
1959 Sevda Sokagi Komedyasi ve Türkün Atesle Imtihani yayinlandi.
1963 Hayat Parçalari yayinlandi.
1964 (9 Ocak) vefat etti ve Istanbul Merkez Efendi Mezarligina defnedildi.
Halide Edib'i Etkileyen Faktörler:
Halide Edib,sosyal ve edebi bütün etkiler arasinda kendi sentezini olusturabilmistir. Biyografisi incelendiginde dogu, bati, eski, yeni, mistik, pozitivist,e ntelektüel birikim ve halk kültürü gibi pek çok etkiye maruz kalmis oldugu görülür. Edebi etkilenme kaynaklari gözden geçirildiginde; Divan Edebiyati konusunda pek israrli olmadigi görülür. Divan Edebiyati eseri olarak Seyh Galibin Hüsn ü Ask mesnevisinin etkisinde kalmistir. Türk siiri olarak Halk siiri ve Tanzimat sonrasina yönelmistir. Kisiligi ve idealizmi ile Namik Kemali sever. On bes-on yedi yaslarinda Riza Tevfik etkisiyle Hamidi; özellikle Makber ve Ölüyü tanimis ve sevmis. Hamid etkisi daha sonra yerini T.Fikrete birakir; özellikle Sis siirinin etkisinde kaldigini söyler. Ingiliz edebiyatindan Shakespare, Byron ve Ingiliz Incilin etkisinde kalir. Ingiliz romancisi Dickens'i "insanligi için", Fransiz edebiyatindan Zola'yi "insan ve hakikat adami olarak"; "artist" olarak Daudet ile Maupassanti sever. Bizim edebiyatimizdan Süleyman Çelebinin Mevlidine oldukça baglidir. Gençliginde Riza Tevfikten Tasavvuf ve Halk Edebiyati dersleri alirken bir taraftan da Salih Zekiden matematik dersleri almistir. Ziya Gökalp dil, kadin haklari, milliyetçilik fikri, bati, egitim, dini görüs, halkçilik ve halk kültürü ve Turancilik konularinda Halide Edibi etkilemistir.
Halide Edib için esas olan hayatin kendisidir. Romanlari gözleme dayali,fakat hayalleriyle genisletilmistir. Halide Edib, hayal ve hakikati birlikte kullanmistir. Eserlerine kendisinden bir seyler katar,fakat hiçbir kahramaninin bütünüyle kendisi olmadigini dile getirmistir. Romanin tür olarak daima yasayacagina inanir. Fikri birikimi, sosyokültürel hayatimizdaki kimligine,edebiyatin pek çok alaninda eser vermesine ragmen asil söhretini romanciligiyla yapmistir. Edebiyat Üzerine Makalelerinde A.Hamdi Tanpinar, 1908-1921 yillari arasinda "roman nevinin en yeni ve sahsi mahsullerini" verdigini belirtmistir. Yirmi yedi yila yirmi bir roman sigdirmistir. Sinekli Bakkal ise Türk edebiyatinda en çok basilan romani olmustur. Eserlerinde çagdas kadin tipi ön plandadir. Bu noktada M.Kaplanin degerlendirmelerinden özetleme yapmak istiyorum; romanlarindaki kadin da her seyden önce kadindir; sevgili, anne, es olarak ve daima kültürlüdür. Milli geleneklerimizin kiymetlerini kendisinde bir hazine gibi saklarken batili-çagdas medeniyeti de sahsiyetinin bir parçasi haline getirebilmistir.
Halide Edibin romanlari üç ana grup altinda toplanabilmektedir. Su sekilde;
1. Mesrutiyet Dönemi: Ferdiyetçi ve psikolojik romanlari (Handan,Heyula,Seviye Talip,Son Eseri, Mevud Hüküm, Kalp Agrisi, Raikin Annesi): Bu dönem romanlarinda genellikle Birinci Tekil Sahis anlatim, "kahraman anlatici" kullanmistir. Idealize edilmis erkek ve kadin kahramanlar vardir. Olay zamani ile romanin yazilis zamani aynidir. Süre uzun degildir. Mekan ya tamamen Istanbul ya da semtleridir. Tutkulu ve ezeli ask önemlidir.
2. Milli Mücadele Dönemi: Milli, toplumsal konulu romanlari (Atesten Gömlek,Yeni Turan,Vurun Kahpeye): Bu dönem romanlarinda da anlatim genellikle 1.Tekil Şahis yoluyla;günlük tarzinda ya da anlatici-yazar bakis açisiyla olmustur. Kahramanlari toplumsal bilince sahiptir.
3. Cumhuriyet Dönemi: Töre romanlari (Sinekli Bakkal, Yolpalas Cinayeti, Tatarcik, Sonsuz Panayir, Döner Ayna, Akile Hanim Sokagi, Kerim Ustanin Oglu, Sevda Sokagi Komedyasi, Çaresaz, Hayat Parçalari): Bu dönem romanlarinda genellikle anlatimi yazar kendisi yapar. Toplumsal bakis hakimdir. Olay örgüsü daginiktir; neredeyse tek bir olaydan söz edilemez. Çesitli hayat parçalari bir ortak nokta etrafinda bir araya gelerek roman olusur. Bu dönem romanlarinda tamamen ya da büyük çogunlugu hakim bakis açisiyla anlatilir. Anlatici, her seyi bilen, gören; zaman, mekan ve fiziki sartlar açisindan sinirsizdir; tecrübeli bir "anlatici-yazar" görülür. Genellikle döneme uygun Cumhuriyet yillari üzerine oturtulmus romanlar görülür. Sinekli Bakkal'da ise yayim tarihinin gerisine dönülerek nostaljik anlatim vardir. Mekan, genellikle Istanbuldur. Bu romanlarinda mekan dogu-bati, eski-yeni karsitligiyla önem kazanir. Mekan da sentez fikri göze çarpar. Estetik ve gelenek olarak eski; rahatlik-sadelik ve kullanim açisindan yeni mekan anlayisi sentezi görülür. Tipler olumlu ve olumsuzdur. Olumlu tipler de mekanda oldugu gibi sentezi kendilerinde olusturabilmis, sentezi gösterebilen tiplerdir; olumsuz tipler de bunun tam tersidir.
Halide Edip Adivar'in romani Sinekli Bakkal'in geçtigi sokagi bulduk. Adi Sinekli Bahçe Sokak. Semtte roman kahramanlarindan ne Rabia, ne Peregrini, ne de Vehbi Dede yasiyor.
Bu dar sokak bulundugu semtin adini almistir.’’ Türk edebiyatinin en çok okunan romanlarindan biri olan Sinekli Bakkal iste bu cümle ile basliyor. Roman o yillarin bir Istanbul sokaginda geçiyor. Bugün yerinde yeller esen bir sokak.
Aksaray'dan Haseki Hastanesi'ne dogru dönünce ikiye ayrilan yolun solunda, sagdaki son sokak romanda adi geçen sokaktan baskasi degil.
Halide Edip Adivar'in bu masal-roman karisimi muhtesem eserinde, Istanbul'un kenar mahallelerinde yasayan farkli siniflardan kahramanlar araciligiyla, Ikinci Mesrutiyet öncesindeki toplumsal, siyasal ve kültürel yasam yansitiliyor.
Bagnaz mahalle imami, damadi Karagözcü ve ortaoyun sanatçisi Kiz Tevfik, karisi Emine, billur sesiyle mevlit okuyan kizlari Rabia, ona sirilsiklam asik Italyan müzik ögretmeni Peregrini, zaptiye naziri Selim Pasa, oglu Jön Türk Hilmi, Rabia'ya müzik dersi veren Mevlevi Vehbi Dede ve Ikinci Abdülhamit Dönemi'nde yalpalayan Osmanli insanlari..
Onlar roman kahramaniydilar ya da degildiler. Bilinen o gün bugün hiçbirinin yasamadigi, hatta anilarinin bile kalmadigi. Köhne çatili, karsidan karsiya birbirinin üstüne abanir gibi uzanmis eski zaman saçakli iki katli ahsap evlerinden de eser yok.
Gözümüzü yumdugumuzda Halide Edip'in klasiklesmis denebilecek tasviriyle o sokagi gönlümüzde hissetsek de, gözümüzü açtigimizda karsimizda dokuz katli beton apartmanlarin altinda ezilmis bir sokaktan baska bir sey belirmiyor.
Sokaga giriyorsunuz ve üsüyorsunuz. Bu üsüme, Sinekli Bakkal'in pencerelerinde kirmizi toprak saksilarinda al, beyaz, mor sardunya, küpe çiçegi, karanfil ve kararmis gaz tenekelerinde öbek öbek yesil feslegeni olan ahsap evlerin serinliginden degil, apartmanlarin soguk görüntülerinden.
Sürülü kafeslerin arkasinda dizili kocakari baslari da yok. Hani o arada dikislerini birakip pencereden bagira çagira dedikodu yapan kocakarilardan söz ediyoruz...
1999 yilinda Aralik ayinin son günleri yasanirken Sinekli Bakkal Sokak ya da semt sakinin Sinekli Bahçe Sokak dedigi sokaktaki görüntüler sunlar: Kapilarinin önü zift ve üstüplü bezlerle kapanmis otomobil lastigi tamirhaneleri, henüz süt getirmis kamyonlarla görünmez olmus küçük bakkal ve minik marketler, yolun ortasinda uyuklayan ayagi kirik ve bir gözüne katarakt inmis yasli köpek, lokantalarin bacalarindan çikan yemek kokulari üzerilerine sinmis insanlar...
Bu sokakta ne zamandir ayagi takunyali, basi yazma örtülü, eli bakraçli kadinlar çesmeye gidip gelmiyor. Saçlari iki örgülü kiz çocuklari kapi esiklerinde sakiz çignemiyor; salvarli, yirtik, yalinayak, basi kabak oglanlar kirik taslar arasindaki su birikintileri etrafinda çömelmis kagittan gemi yüzdürmüyor.
Romanin ilk sayfalarinda ‘‘eger bir yabanci durur, su dolduran kadinlarla ahbaplik ederse bir kinali parmak ona mutlak iki yer gösterir. Biri Mustafa Efendi'nin ‘‘Istanbul Bakkaliyesi’’ öteki arka penceleri çesmenin üstüne açilan Imam'in evi’’ diye yaziyor.
Semtin simdiki sakini, birakin romanda adi geçen bakkalin nerede oldugunu yakin tarihini bile çok iyi bilmiyor. Semtin en yasli esnafini bulduk. Adi Mahir Suna. 72 yasinda. 50 yildir semtin bakkali. 50 yil önce bir bakkalin oldugunu hatirlayan tek kisi o. Bakkalin yerinde bir kasap dükkani oldugunu söylüyor: ‘‘Kasabin oldugu yerde Mahmut Bey adinda bir gazeteci yasardi. Sokakta Seyh-ül Islam'in ahsap konagi vardi. Bir de talebe yurdu vardi. Yikildi yerine bina yapildi. Atli arabalar, faytonlar tozu dumana katardi sokakta. Sokak suculari gitti. Evlerin o kocaman bahçeleri artik yok. Bahçeler artik sadece sokagin adinda yasiyor. Sinekli Bahçe Sokagi.’’
Kasap Selim Amca ise dükkanin oldugu yerde eskiden bir yetimhane oldugunu söylüyor. ‘‘Sagir ve dilsiz çocuklarin yasadigi bir yetimhane imis burasi. Bahçe içinde kocaman ahsap bir bina imis.’’ Sinekli Bakkal Sokagi'nin tam göbeginde bakkal dükkani olan 53 yasindaki Mehmet Demirkaya ise 1961 yilindan bu yana o sokakta yasiyor. Sinekli Bakkal'i duymamis. ‘‘Bakkal diye birsey yok. Sarmasiklar vardi. En çok onlari özlüyorum. Tamburi Cemil Bey'in ahsap köskü vardi. Ne güzeldi.’’ diyor.
Sinekli Bakkal çikmazinda eski bir elektrikçi dükkani olan 1933 dogumlu Enver Günsever'in sokakla ilgili animsadiklari sunlar: ‘‘Tamirhaneler, mentese isi yapan kalip dükkanlari, açik hava sinemalari yok artik.’’
Sinekli Bakkal ya da Sinekli Bahçe Sokagi'nin 1900'ün baslarindaki hali, betonlarin altina gömülmüs bir enkaz gibi. Ama Halide Edip'in romani ile kusaktan kusaga sürdürüyor yolculugunu.
Derleyen: Tayfun Öztürk, Her Hakki Mahfuzdur
Compiled By: Tayfun Öztürk, All Rights Reserved
What do you think about this book?
Write a review and give your opinion and analysis!